Yavuz Sultan Selim

Bilgibanka, Hoşgeldiniz
(I. Selim sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Kısaca

  • I. Selim,de olarak bilinr asıl adı Yavuz Sultan Selim 9. Osmanlı padişahı ve 74. İslam halifesidir.Doğum Tarihi: 10 Ekim 1470 Ölüm Tarihi: 21-22 Eylül 1520
  • Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğulları Beyliği'nden Gülbahar Hatun'dur. Tahtı devraldığında (2.375.000 km2) olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam (6.557.000 km2)'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir.
  • Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan (İpek ve Baharat Yolu'nu) ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır.
  • Selim, tahta babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. (Şehzade Selim), tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona “askeri destek” sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de (Aslan Pençesi) (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz (50) yaşında iken vefat etmiştir.

Hayatı

  • Sert mizacından dolayı Yavuz ve şehzâdeliğinden beri (Selim Şah) olarak anılan Sultan Selim, hicri 875 rumi 10 Eylül 1470 tarihinde babası Şehzade Bayezid'ın sancakbeyliği görevi nedeniyle Amasya'da dünyaya geldi. Babası II. Bayezid, annesi ise kimi kaynaklara göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı “Gülbahar Hatun” bazılarına göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı “Ayşe Hatun” bazı kaynaklara göre ise Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı (Ayşe Hâtun)'dur. Osmanlı'nın, daha küçük yaşlarda devlet tecrübesi kazanması için şehzadeleri sancaklara gönderme gereği Şehzade Selim de Trabzon'a vali olarak atandı

Trabzon

  • Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin “Amasya Sancağında”, büyük oğlu Şehzade Bayezid sonradan II. Bayezid Sancakbeyi iken yine Sivas Vilayetine bağlı “Trabzon” Sancağında da Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah, Sancakbeyi olarak bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale “Camii şadırvanında” Sancakbeyi Abdullah’ın (875-1470) tarihli bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon Sancakbeyi olarak (886-1481) yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır.
  • Trabzon'da Şehzâde Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancakbeyi olan 2. ve son şehzâde Yavuz Sultan Selim'dir. Fatih Sultan Mehmed’in vefâtı ile “II. Bâyezid” Han (1481-1512), Osmanlı Devleti tahtına pâdişâh olarak cülûs ettiği zaman, oğlu Şehzâde Selim’i 886-1481 yılında Trabzon Sancakbeyi olarak tayin etmişti. “Şehzâde Selim”, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar, 886-915-1481-1510 yılları arasında yaklaşık olarak “29 yıl”, Trabzon’da valilik yapmıştır.
  • Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve alim (Mevlana Abdülhalim Efendi)'nin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini farketmiştir. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan (Kütayis seferinde) (Kars, Erzurum, Artvin) illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır (1508). Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini (beyt-ül mal)'a katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır.

II. Bayezid'ın Son Seneleri

  • II. Bayezid'ın 8 oğlu olmuştur oğulları yaş sırası ile (Abdullah, Şehenşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed, Mahmud)'dur. Ahmed, Korkud ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Selim Trabzon, Korkud Saruhan, Ahmed Amasya illerinde vali olarak görev yapıyordu.
  • Selim'in oğlu Süleyman Kefe Ahmed'in oğlu “Bolu sancakbeyi” olarak görev yapıyordu. Karaman valisi Şehzade Şehenşah'ın ölümü üzerine, Beyşehri'nde bulunan oğlu (Mehmed Konya)'ya tayin edildi Şehzade Alemşah'ın oğlu Osman ise Çankırı sancakbeyi olarak görevdeydi. Şehzade Mahmud'un oğlu Orhan babasının Manisa'ya nakli ile Kastamonu beyliğine atanmış, Mahmud'un diğer oğlu Musa ise Sinop Beyi olmuştu. Şehzade Mahmud'un en küçük oğlu “Emirhan” ise, çok küçük olduğundan henüz ataması yapılmamıştı.
  • Şehzade Selim, “Trabzon valiliği” sırasında Türkmenlerin ve askeri başarıları münasebetiyle de yeniçerilerin desteğini arkasına almıştı. Ancak Osmanlı bürokrasisi, “Şehzade Ahmet”'in tahta çıkmasını desteklemekte idi. Manisa sancağındaki Şehzade Korkut'un erkek çocuğu olmadığından tahta çıkma şansı az olarak görülmekteydi. Konya'daki “Şehzade Şehenşah” 2 Temmuz 1511'de babasından 6 ay evvel vefat ettiğinden taht kavgasına dahil olamamıştı.
  • Şehzade Selim, uzun zamandır kötü giden devlet işlerinden ötürü artık saltanatı terk edeceğini haber almıştı. (Fatih Kanunnamesi)'ne göre hükümdar olan şehzade diğer kardeşlerini öldürecekti bunun için kardeşleri Korkud ve Ahmed'in hareketlerini yakından takip ediyordu. Selim saltanatı ele geçirmek için kardeşleri gibi o da hazırlık yapmış, kendi askerlerine ek olarak (Kırım Hanı) kuvvetlerinden de istifade etmiştir. Rumeli'ye geçtiğinde yanında Kırım Hanı'nın küçük oğlunun komutasında (350 kadar) asker de vardı. Ayrıca taraftarları sayesinde (Yeniçeri Ocağı)'nın desteğini de elde etmişti.
  • Şehzade Selim'in oğlu Süleyman evvela (Şarkı Karahisar)'a tayin edilmiş, ancak Şehzade Ahmet'in kendisine yakınlığı sebebiyle itiraz ettiğinden Bolu'ya nakil olunmuş, “Şehzade Ahmed” bu sefer de kendisi ile İstanbul arasında rakibi Selim'in oğlunun bulunmasını istemediğinden buna da itiraz etmiş ve bu itirazı da kabul edilmiştir. Bu defa da Şehzade Selim, oğlu Süleyman'a kendi sancağı olan Trabzon'a uzak yerlerden sancak gösterildiğinden bu yerlere karşı çıkmış ve oğlunun kendi yakınında olmasını ısrarla talep etmiş, (Şarkı Karahisar) yahut Kefe sancaklarından birinin verilmesini istemiştir. Tüm bunların sonucunda Süleyman Kefe sancağına atanmıştı.
  • İstanbul'a uzak olduğundan çabuk ve muntazam haber alamıyordu. Bu nedenle “devlet merkezine” yakın bir yere nakledilmek istiyordu. Bu maksada uygun olarak Rumeli'de bir sancak istedi ve hemen Kefe'den, Kırım'dan Tuna'ya doğru yürüdü kendisine Trabzon'a ilaveten Kefe verildi ise de bunu kabul etmedi. Şehzade Selim'e nasihat vermesi amacıyla ulemadan kişiler yollansa da “Selim” bunları geri çevirdi Anadolu'da nereyi istersen verelim önerisi gelse de istediği gibi bir cevap alamayınca (Kırım Hanı)'ndan aldığı kuvvetle Silistre yoluyla Rumeli'ye (Balkanlar'a) geldi. Ulemalar tekrar yollansa da, Selim buna da kesin olarak (red) cevabı vermiştir. Ayrıca Şehzade Selim bu hareketinden önce, Şehzade (Korkud) da babasından izin almaksızın Antalya'dan kalkıp (Manisa)'ya gitmişti. Bu hareketleri doğru bulmayan Şehzade Ahmed babası II. Bayezid'dan Korkud ve Selim'i öldürtmek için izin istemiş ise de Bayezid bunu kabul etmemiştir.
  • Şehzade Selim'in Rumeli'ye geçişi İstanbul'da duyulunca, Selim üzerine “asker” sevkedilmesi gündeme gelmişti. Bunu haber alan Selim asi olmadığını, babasına saygılarını arzetmek için geldiğini beyan etmiş ve kendisine nasihat için babası tarafından yollanan elçiye “itibar etmiş”, bunun üzerine İstanbul'a dönen elçi şehzadenin babasının “elini öpmek” için geldiğini söylemiştir. Selim karşıtları bu oyunu kabul etmeyerek Selim'in üzerine (Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa)'yı göndermişler, ancak Hasan Paşa savaşmaksızın Edirne'ye dönmüştür. Bunun üzerine padişah II. Bayezid bizzat Selim'e karşı harekete geçmiştir.
  • Padişah Bayezid yaşlı olduğundan arabayla hareket etmiş ve “Çukurçayır”'da Selim'in ordugahının karşısına gelmişti. Selim karşı taraftan “taaruz” olmadıkça, kesinlikle saldırılmamasını emretmiştir. Bayezid'e binmiş olduğu arabanın penceresinden elini öpmeye gelen oğlunun kuvvetleri gösterilince Bayezid duygulanmış, Rumeli akıncı ve sancakbeylerinin de etkisiyle, savaştan vazgeçilerek taraflar arasında bir anlaşma yapılmıştır. Buna göre: veliaht yapılacağı dedikoduları olan (Şehzade Ahmed)'in veliaht yapılmayacağı temin edildi ve Bayezid tarafından şehzadelerinden hiçbirini diğerine tercih edip veliaht yapmayacağına dair ahidname yazdırıldı. *Ayrıca Selim'e Rumeli'den istediği (Semendire Sancağı) verilmiş, bununla beraber bu sancağa (Alacahisar ve İzvorvik Sancakları) da ilave edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine (Şehzade Ahmed) babasına yazdığı mektupta Selim'in askeriyle padişah babasının üzerine yürüdüğünü, buna rağmen 3 sancak ve buna ek olarak (500.000 akçe) verilmesini eleştirmiş sadece 3 sancak olsa da bunun Rumeli'nin tamamen verilmesi demek olduğunu, hükümdarlığına sadece bir hutbe ve bir de “sikke” kaldığını halbuki kendisinin babasını asla incitmediğini de belirtmiştir.
  • Ayrıca babası sağ oldukça saltanatta kesinlikle gözü olmadığını ancak asi kardeşi üzerine gitmesine izin verilmesini istemiştir. Böylece, veliaht tayini işini de önleyen Selim, komutasındaki askerlerle Semendire'ye gitmeyip, Eski (Zağra ve Filibe) taraflarında kalmış ve Semendire'ye bir vekil gönderdi.

Tahta Çıkışı

Babasıyla Mücadelesi

  • Şehzade Selim, Semendire'ye gitmeyip yolda oyalanırken, merkezden sancağa gitmesi emredilirken (Şahkulu) meselesinin sonuçlanmasını beklediğini arz ediyordu. Sonuçta Şahkulu ile savaşılmış, bu savaşta (Veziriazam Hadım Ali Paşa) hayatını kaybetmişti. Şehzade Ahmed ise asileri takip etmek yerine Amasya'ya dönmesi, askerlerin Ahmed'e olan desteğini azalmıştı. Hadım Ali Paşa'nın vefat ettiğini öğrenen Beyazid, yine aynı zamanlarda Karaman Valisi oğlu (Şehzade Şehenşah)'ın da ölüm haberini de alınca saltanattan kati surette çekilmeye karar verdi.
  • Devlet ileri gelenlerini davet edip görüştü ve çoğunluk Şehzade Ahmed'in hükümdar olmasını destekledi. Hadım Ali Paşa'nın yerine veziriazam olan Hersekzade (Ahmed Paşa), bu karara katılmadı padişahın çekilmemesi, Şehzade Selim'in Semendire'de kalması, Şehzade Ahmed'in ise Karaman eyaletine nakledilmesi gerektiğini savunsa da başta padişah olmak üzere (çoğunluk Şehzade Ahmed)'in hükümdar olmasını istediğinden kendisine haber gönderdi.
  • Karar verildikten sonra padişah Bayezid, Rumeli beylerini çağırarak onlardan Şehzade Ahmed'e itiraz etmeyeceklerine dair söz aldı. Rumeli beyleri gibi Selim'i destekleyen “yeniçeriler” ise Ahmed'in hükümdarlığını önlemek için Senin sağlığında biz başkasını (padişah istemeyiz diye teminat) vermişti. Filibe'de bulunan Şehzade Selim ise tüm bunları adamları vasıtasıyla öğreniyordu.
  • Bayezid'ın verdiği ahidname'ye uymadığını anlayan Şehzade Selim, (40.000 kişilik) kuvvetle, Çorlu'da babasının bulunan kuvvetlerinin olduğu ovaya girdi. Ağustos 1511 tarihinde vuku bulan savaş sonunda Selim kuvvetleri bozuldu. Şehzade takip edenlerin elinden zorla kurtularak Karadeniz sahiline geldi ve kendisine katılanlarla (İğne Ada) (İnada)'dan gemiyle Kefe'ye gitti. *Selim'in bu mağlubiyeti üzerine, Ahmed'e derhal İstanbul'a gelmesi yazıldı.Veziriazam Hersekzade, daha önce verilen ahidnameye sadık kalınması, hiçbirinin bir diğerine tercih edilmemesini savundu. Ayrıca askerin Selim'den “taraf” olduğunu, Kapıkulu Ocakları'nın Ahmed tarafına çevirdikten sonra saltanatı terketmesini ve Ahmed'i İstanbul'a getirtmeyerek Karaman'da alıkoymasını padişaha arz ettiyse de bu sözü dinlenmedi. (Şehzade Ahmed) İstanbul'a vardığının ertesi günü padişah ilan edildi..

Yeniçeri Ayaklanması

  • Şehzade Ahmed'in hükümdarlığını “tanımayan yeniçeriler”, bununla kalmayıp içlerinde devlet ileri gelenlerinin evlerinin de olduğu birçok evi talan etti. Yeniçeriler, Selim'e sadakat göstererek onun gelmesi ve veliaht olması gerektiğinde ısrar etti. Bunu haber alan (Ahmed Anadolu)'ya döndü. Selim karşıtları bunun üzerine Şehzade Korkud'u hükümdar yapma düşüncesiyle kendisini acele İstanbul'a davet ettiklerine dair haber yolladılar. Bunun üzerine İstanbul'a gelen Korkud'a yeniçeriler hürmet gösterse de, Selim'den başkasını istemediklerini söylediler (Yenibahçe ayaklanması 6 Mart 24 Nisan 1512).
  • Bu durum üzerine zor duruma düşen ve artık hükmü ve nüfuzu kalmayan Bayezid Selim'i İstanbul'a davet etti. Bayezid başlangıçta saltanattan çekilmeye yanaşmayarak Selim'e, Şah İsmail üzerine yapılacak sefere Serdar tayin etmeyi teklif etsede; Selim ordunun başında hükümdarın bulunması gerektiğini söylerek bu teklifi reddetti. Bayezid oğlunun hükümdar olma isteği ve asker ile bazı devlet adamlarının Selim'den taraf olduğunu görünce saltanatı Selim'e terketti (Safer 918/Nisan 1512). Selim'in cülusu da 23 Mayıs'ta gerçekleştirilmiştir.
  • Bayezid tahttan çekilip istirahat edeceği Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıksa da Dimetoka'ya varamadan Çorlu civarında ansızın vefat etti. Bu konuda kayıtlar Bayezid'ın yolda giderken hastalandığından ya da ihtiyarlığından ötürü eceliyle öldüğünü söylese de, Tacü't Tevarih'te zehirlenmek suretiyle öldüğünden bahsedilmektedir. Ayrıca Şehzade Ahmed, Memlük Sultanı'na yazdığı mektupta babası Bayezid'ın hastalanarak vefat ettiği duyurulduktan sonra halk arasında vefatının kardeşi Selim tarafından yapıldığı görüşünün yaygın olduğunu yazmıştı.

Şehzadelerin Bertaraf Edilmesi

  • Selim'in Osmanlı tahtına oturması olaylı olmuştur. Babası Bayezid başta olmak üzere Tüm devlet erkanınca müstakbel padişah olarak görülen (Şehzade Ahmet), Yavuz'un iktidarı ele geçirmesini hazmedememiştir. Ahmet Konya'da hükümdarlığını ilan etmekle kalmamış, (19 Haziran 1512)'de oğlu Alaaddin'i göndererek Bursa'yı da ele geçirmiştir. Alaaddin, Bursa Subaşını öldürterek padişahlık alameti olan hutbeyi babası Şehzade Ahmet adına okutmuştur. Bu duruma karşılık Selim, (29 Temmuz 1512)'de Bursa'ya geçerek Alaaddin'i şehri terke zorlamıştır. Bu olayın üzerine, “Şehzade Ahmet” taraftarı olan ve onunla gizli iletişimi de olan Sadrazam Koca Mustafa Paşa'yı idam ettiren Yavuz, (4.) defa Hersekzade Ahmet Paşa'yı sadrazamlığa getirmiştir.
  • Yavuz, sorun çıkarmaması için Saruhan valisi iken ölen Şehzade Mahmut'un oğulları (Kastamonu Beyi Orhan) (1494-1512), Emirhan (Emirhan henüz küçük olduğundan sancakbeyliğine yollanmamıştı) ve (Sinop Beyi Musa) (1490-1512)'yı Şehzade Alemşah'ın oğlu Çankırı Beyi Osman'ı ve Şehzade Şehenşah'ın oğlu babasının ölümü üzerine Konya'ya tayin edilen (Mehmet Bey)'i ortadan kaldırtmıştır.
  • Selim'in padişahlığını tanıyan öz ağabeyi Şehzade Korkut bunun üzerine Saruhan Sancakbeyliği'ne tâyin edilmiştir. Yavuz Sultan Selim, öz ağabeyinin fikrini öğrenmek için, bazı devlet adamlarının ağzından padişah olmasını arzu eder (tarzda mektuplar yazdırmış), Şehzade Korkut’un, mektuplara “müspet cevaplar vermesi” üzerine Manisa kuşatılmıştır. 1513'te Bergama yakınlarında yakalanmıştır. Ardından Sultan Selim, ağabeyini 9 Mart 1513'te “yay kirişiyle” boğdurtmuştur.
  • Yavuz'un yanındaki devlet adamlarının lisanından yazılan Ahmed'e mektuplar yazılarak, şehzadelerin ve veziriazam Koca Mustafa Paşa'nın öldürülmesinden ve kendilerinin zor durumda olduğundan “şikayet” etmişler ve Şehzade Ahmet'i ilk çarpışmada kendisine iltihak edeceklerine inandırmışlardı. Bunun üzerine Ahmed Bursa üzerine yürümüş fakat Yenişehir Ovası'nda yapılan mücadeleyi kaybetmiştir.
  • Daha sonra esir edilen Ahmet de (Kapıcıbaşı Sinan Ağa)'ya boğdurtturulmuştur. Devlete isyan suçunun “had cezası” olarak idam olunan (Şehzade Ahmet), böylece (38 gün) önce idam edilen kardeşi Şehzade Korkut'la aynı kaderi paylaşmıştır. Bu yolla Selim tahtın tek hakimi konumuna gelmiştir (Şevval 918-Ocak 1514). Sadece Şehzade Ahmed'in Kasım adındaki oğlu Memlüklere iltica etti ve Murad adındaki diğer oğlu ise Şah İsmail'in yanında bir süre kaldı. Murad, İran'da (sancakbeyi derecesinde) bir hizmette iken vefat etti.

İran Seferi

Mısır Seferi

Son Yılları

  • Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. (Sultan Selim), babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur. Yaygın bir efsaneye göre hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde (Hazine-i Hümayun) benim mührümle mühürlensin." Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık (400 yıl) sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.
  • Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra Batı Seferi'ne başlamak amacıyla (Veziriazam)'ı Kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de (2 Şaban 926-Ağustos 1520)'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir “çıban” çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır. Halk arasında “yanıkara” olarak da isimlendirilen bu çıban,Şirpençe ya da (Aslan Pençesi) ismiyle bilinmektedir. *Hoca Sadettin Efendi, yazılarında (Yavuz Sultan Selim)'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır. Yazılarına göre: Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi (Hasan Can)'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır. Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman (Hasan Can), Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can "Pâdişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasib merhem koyalım" demiş, bunun üzerine Sultan Selim "Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim" cevabını vermiştir.
  • O geceyi ızdırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ızdırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine (Hasan Can)'a "Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik" deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can "neredeyse aklım başımdan gidiyordu" diyecektir. Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, sefer daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde (2 Şaban 926-Ağustos 1520) tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır.
  • Yavuz, Çorlu'da (40 gün) Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır. Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan (Veziriazam Piri Mehmed Paşa) ile vezir Çoban Mustafa Paşa'yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden (926-1520) yılında (8-Şevval'ı 9'una/21 Eylül'ü 22)'sine bağlayan gece Çorlu karargahının bulunduğu köyde vefat etmiştir. Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan (Manisa Valisi Şehzade Süleyman) gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın (11 Şevval) tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni Padişah'ın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir.
  • Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından (Edirnekapı) haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. (Fâtih Sultan Mehmed Câmii)'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde (Mirza Sarayı) denilen günümüzdeki (Sultan Selim Câmii) yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
  • Yavuz Sultan Selim (22 Eylül 1520)'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirmiştir..

Halifelik

  • Mısır Seferi sonucunda kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmişti. (6 Temmuz 1517)'de Kutsal Emanetler (Emanet-i Mukaddese) denilen ve aralarında (Muhammed Peygamber'in hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı) da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir. Böylece (29 Ağustos 1516)'da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı soyuna geçmiştir.
  • Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son (Memluk halifesi) III. Mütevekkil'den kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı (Hakimü'l-Haremeyn)-(Kutsal beldelerin hakimi) sıfatını uygun görmeyip kendini (Hadimü'l-Haremeyn)-(Kutsal beldelerin hizmetkârı) ilan etmiş, Kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn (Haremeyn-i Şerifeyn), yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı ünvanını devralmıştır.
  • Halife olan (III. Mütevekkil) İstanbul'a taşınmış ve ömrünün sonuna kadar orada Osmanlı koruyuculuğunda, siyasi yetkiye sahip olmadan yaşamıştır. Her ne kadar hilafet Osmanlı Sultanlarına geçse de, (halife sıfatı) Osmanlı belgelerinde sıkça kullanılmış değildir. Hatta şaşaalı bir elkap kullanan Kanuni Sultan Süleyman gibi bir sultanda dahi halife ünvanına rastlanmaz.
  • Resmi olarak ilk kez (Küçük Kaynarca Antlaşması) ile Osmanlı Padişahı, halife olarak Rus idaresine giren Kırım Müslümanları'nın koruyucusu olarak gösterilmektedir. Osmanlı'da hilafet iddialarının kurumsallaşıp oturması ancak I. Abdülmecit'de başlayacak, II. Abdülhamit ile gelişecektir.

Eserleri

  • Arapça ve bilhassa Farsça'ya çok hakim olan “Selim”'in, kendi el yazısı ile Selimî mahlasıyla yazılmış olan Farsça manzumeleri günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde bulunmaktadır. Farsça'nın yanında Türkçe şiirleri de bulunan Selim'in, Farsça olan Divân'ı 1306 yılında İstanbul'da basılmış olup, 1904 tarihinde de Alman İmparatoru II. Wilhelm'in emri ile Paul Horn tarafından Berlin'de yeniden nesredilmiştir..
Osman GaziOrhan GaziMurad Hüdavendigâr veya Gazi HünkarYıldırım BeyazıtMehmet Celebi|Koca MuradFatih Sultan MehmedII. Beyazıt veya Sofu BayezidYavuz Sultan SelimKanuni Sultan SüleymanII. SelimIII. muradII. OsmanIV. MuradİbrahimIII. MehmetI. AhmedI. MustafaOsmanlı Devleti ArmasıOsmanlı Devleti BayrağıII. mustafaIII. AhmedI. MahmudIII. selimIV. MustafaII. MahmudIV. MehmedII. SüleymanII. AhmedII. OsmanIII. MustafaI. AbdulhamidAbdülmecidAbdülazizV. MurdaII. AbdülhamidV. MehmedVI. Mehmed Osmanlı Padişahları
Osmanlı Padişahları